1 Eylül 2017 Cuma

Özge Erkin ile hoş bir söyleşiye buyrun...

Merhaba,
Bugün sizlere bayram tatlısı niyetine kaleminden Aşk damlayan kadın Özge Erkin ile keyifli bir sohbet ikram ediyorum... Bayramınız mübarek olsun Allah tekrarını nasip etsin...



Sevgili Özge Erkin öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Umarım az gözyaşı dökülen bir söyleşi olur…

Herkese gönül dolusu sevgiler. Asıl ben teşekkür ederim. Gözyaşlarımızla değil gülüşlerimizle dolsun satırlar.


1- Blog takipçilerim ve seni yeni keşfedecekler için Özge Erkin kimdir anlatır mısın?  

Özge Erkin 34 yaşında , kocasına ilk görüşte aşık olmuş ve bu aşkı hala taze tutan, bir kız çocuğu sahibi, biraz polyanna karakterli bir kadın. Tüm yaşamını olumlu düşünme üzerine kurmuş, karamsarlığı hep düşüncelerinden uzak tutmaya çalışmış ve mümkün olduğunca ön yargılarını törpüleyen biri.  



2- Özge Erkin iyi bir okuyucu mudur? Belli bir tarzı mı vardır ne bulsa okur mu?

Kesinlikle iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Ne bulsa okurlardan değilim ama. İki türü asla okumam. Bunlardan biri siyasi kitaplar diğeri de kişisel gelişim kitapları. Siyasetin ufacık bir parçasından bile hiç haz etmiyorum. Bu yüzden de okumamayı tercih ediyorum. Kişisel gelişim kitaplarını ise zamanında çok okuduğum için artık tat alamadığımı düşünerek elime almıyorum. Sadece bir iki üstad var ki onlardan vazgeçemem.



3- Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 3 kitabı söyler mi bize?

Paulo Choelho – Piedra ırmağının kenarında oturdum ağladım.
Irvıne Yalom- Nietzsche Ağladığında
Og Mandino- Dünyanın en büyük sırrı.




4- Hani Yıldız Tilbe fanları vardır boş albüm çıkarsa alırız diyen. Senin de boş sayfalı kitap çıkarsa alırım dediğin 3 yazar var mı?

Bunların başında Paulo Coelho geliyor. Ne yazarsa yazsın okurum. Hatta bazen okumaya kıyamam zamanı gelinceye kadar bekletirim.

Bir diğeri Diana Gabaldon. Yabancı serisi benim hayallerimi süsleyen bir seriydi. Hem tarihi hem de fantastik küçük kırıntıları içinde barındırması nadir bulunan bir çiçek gibi.

Sonuncusu da kesinlikle Og mandino- Asla okumam dediğim kişisel gelişim kitapları yazan dünyanın en büyük konferans konuşmacılarından biridir kendisi. Onu okuduktan sonra zaten hiçbir kişisel gelişim kitabı beni tatmin etmedi. Üstadlardan biridir.



5- Gelelim son dönemlerin kanayan yarası wattpad’e… Aslında çok başarılı bir platform ve çok güzel kalemlerle tanıştık. Ergenlerin yazdığı ensest ve tecavüz hikâyeleri ile alakalı senin de fikirlerini alabilir miyim?

Eğer pozitif yönde kullanılırsa kesinlikle son dönemin en iyi uygulaması Wattpad. Bir çok mecrada olduğu gibi burada da amacı dışında kullanım söz konusu. 

Gözlemlediğimde; bu tarz hikayeleri yazan çocukların, altını çiziyorum ÇOCUKLARIN sosyal yaşantılarında bazı sorunları olduğunu düşünüyorum. İlgisiz bir ortamda büyüme, önemsenmeme, belki de tacize uğrama…vs. Derinlere inildiğinde altında bu ve buna benzer sorunlar olduğunu düşünüyorum. Okuyan kesim için de aynı durum söz konusu bence. Yaşları düşünüldüğünde yasak olana duydukları dayanılmaz bir istek söz konusu. İletişim çağında her türlü bilgiye- kirli ya da temiz- ulaşmaları çok kolay. Ama bu gibi platformların yine de belli bir otokontrol sisteminin olması gerektiğini de düşünüyorum. Bu bıçak gibi önüne geçilecek, kesilip atılacak bir durum değil ne yazık ki.



6- Peki, Wattpad de kitap okumayı seviyor musun? Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye var mı?

Wattpadde takip ettiğim birkaç hikaye var. Onun dışında ne yazık ki çok aktif bir iş hayatım olduğu için sürekli takip edemiyorum. Kendi kurgularıma gelen yorumlara bile cevap verecek zamanım olmuyor. Buradan yine özür dileyeyim hepsinden.


7- İşte söyleşinin en heyecanlı kısmı, gelelim senin yazma tutkuna… İlk ne zaman yazmaya başladın?   

Bu bir ateş gibiydi sanırım.  Ortaokulda çok sevdiğim bir Türkçe öğretmenim vardı. Açık fikirli sınırları yıkan ama bu sınırları yıkarken de doğru yolları gösteren tam bir yol göstericiydi. Benden bir kompozisyon yazmamı istemişti ve ben o zaman Atatürk ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yarışmaya göndermiş ve ben birincilik aldım. O gün bana eğer bu yazıyı gerçekten sen yazdıysan yazmayı asla bırakma demişti. Ve ben hiç bırakmadım. Ama roman yazmaya ne zaman başladın dersen kızıma hamileyken zor bir hamilelik geçiriyordum. Dışarı çıkıp kitap alamıyorum. Can sıkıntısından neden ben yazmıyorum ki dedim ve o gün “Ebedi Yansıma’yı” yazmaya başladım


8- Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı? Mesela sessiz ortam ya da bangır bangır müzik dinleyerek…

Bangır bangır müzik dinlerken, hatta söylerken… Müzik beni dış dünyadan kopararak kurgumun içine daha kolay haps olmamı sağlıyor. Bu sebeple de kurgularımın kendilerine has çalma listeleri oluyor. Mesela Kılıc’ı ney ve kanun taksimiyle yazmıştım. Ama bir başka kurgu da epik enstrümantel müzikler dinleyebiliyorum.  Ruh halime göre...


9- Bir kurgu oluşturdun bunu önce kâğıda mı dökersin, dostlarınla mı paylaşırsın?

Ben kurgularımın tamamında ilk önce karakterlerimi oluştururum. Baş karakterler kimler, kişisel özellikleri neler, fiziki özellikleri neler, dünya görüşleri ne… vs. Sonrasında da muhakkak bir slogan cümlem olur. Ve kurguyu tüm bu temellerin üzerinde akışına bırakırım.



10- Masum Koza İlk kitabın raflarda okuyucu ile buluştuğunda neler hissettin?

 Bu garip bir his bir yandan gururlusun bir yandan da huzursuz. Eline alıp ilk sayfaları karıştırdığın anda bir sürü hata bulursun. Hep keşke şunu da ekleseydim, keşke şurasını farklı yazsaydım dersin. Bence bir yazarı  geliştirecek en önemli durum bu; Kendisini hep eksik hissetmesi. Benim hissettiğim ve her yeni basılan kitabı elime aldığımda tekrar eden durum bu.



11- İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum. Kitabın ilk 7-8 bölümünde klişe bir kurgu olduğunu düşündüğünü ama o malum gerçeğin ortaya çıktığı bölümde şok olduğunu ve devamını bir solukta okuduğunu yazmıştı. Çok mutlu olmuştum.



12- Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse, ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?

Kötü eleştiri konusunda hiçbir zaman korkum olmadı. Hâlâ da yok. Eleştiri insanı besleyen ve güçlendiren bir durumdur. Eğer kendi kendine küser, beni beğenmiyorlar derseniz o zaman ne için yazdığınızı sorgulamanız lazım. Tam tersi eleştirinin özüne inip bunu pozitif bir enerjiye nasıl dönüştüreceğinizi bulmalısınız.  


13- Efendim “Racon” serisini okuyacaklar ben size sıralamasını yapayım ona göre okuyun. 1-Wattpad’de Usta, 2-Basılı Destan, 3-Basılı Masum Koza, 4-Wattpad Kutsal, 5-Wattpad Destan Kılıç… Ve gelelim soruma Racon serisinin tamamını basılı olarak okuyabilecek miyiz?

Racon serisi benim planlamamın dışında gelişen bir seri. Yazdıkça sevildi, yan karakterlerin hikayelerini merak etti okur. Bazen de ben bir karakter yarattım zihnimde ve onu racon serisinin içine yerleştirdim. Tıpkı USTA gibi.  Bir gün hepsi basılır mı? Neden olmasın ben çok isterim tüm o güzel seven adamları ve güçlü kadınları yan yana rafımda görmeyi.



14- Uzun zaman sonra Güçlü kadınlar ve güçlü adamlar okudum… Güçlü kadınları yazarken ne hissettin?

Kadınların yaradılışlarından itibaren güçlü olduğuna inanıyorum ben. Ama toplum yaptırımları, gelenekler , baskıcı ya da istilacı eşler, babalar, hatta hemcinsler kadının içindeki gücü pasifize ediyor. Benim görmek istediğim kadınlar içindeki gücün farkında olan ve dünyaya kafa tutabilecek kadınlar. Bizler doğum yapıyoruz. Doğurmadan annelik yapabiliyoruz. Güçlü olamama ihtimalimiz yok.


15- Usta ve Çelik prenses… Okurken hüngür hüngür ağladım. (Aslında hepsinde ağladım ama en çok KARAEFE’de) Dilem’in ilaç alerjisi bende de olduğu için okurken çok etkilendim. Yazarken çok araştırır mısın? Kaynakların kişiler mi, internet mi?

Benim de ilaç alerjim var ne yazık ki. Yazarken de okurken de araştırırım. En ufak bir yenilik bile beni hemen araştırmaya sevk eder. Mesela ebedi yansıma da geçen bütün yer isimleri, parklar, bulvarlar hepsi gerçekte var olan yerler. İnternetten didik didik araştırarak yazdım. Sınırsız ol da bir bitki ismi geçer, ama hikaye Norveç'te dir. O bitki orada yetişir mi diye muhakkak araştırırım. Usta’da  mesela tespih ile ilgili bilgi topladım, belgeseller izledim. Ama bazı özel şeyler araştırma sonucu değil hayal gücümün bir yansıması oluyor. Tespih teslimindeki üç soru gibi. Kılıç’ta ki beyaz mendil raconu gibi…


16-Usta’nın mahpusluğunu çok güzel betimlemişsin. Yazarken o anı yaşayanlardan mısın?

Zihnimde bir sürü odacık var ve bunların hepsi kurgularımın boyutlarına açılıyor. Ve ben hangi kurguyu yazmaya oturduysan o odaya giriyor ve onların arasına karışıyorum. Biraz şizofrenik bir durum.




17- Bir tespih koleksiyoncusu olarak Ustayı okurken kehribarım olmalı dedim. Usta’nın yazılış hikâyesi nedir?

Açık yüreklilikle söylüyorum ki tespihlerle ilgili en ufak bir bilgim yoktu. Benim için boncukların dizildiği ve erkeklerin bir nevi stres çarkı yerine kullandıkları bir aksesuardı. Bir gün televizyonda bir tespih ustasıyla ilgili bir belgesele denk geldim. Yaşlı, naif, çekinikliği her halinden belli  ama zanaatını anlatırken gözleri parlayan bir ustaydı. Onu izlerken İrfan usta yavaş yavaş çizildi zihnimde. Sonrasında usta imameden bahsetti. Ve “her ustanın imzası imamede saklıdır” dedi. Eşimle birlikte izliyorduk yerimden fırladım ve ajandamı aldım.  O anda da slogan cümlemiz oluştu “İmamesi aşk olanın taşı nâr ile çekilir.” Sonrasında benden bağımsız aktı gitti zaten.


18-Bir kadının tespihleri raconu dâhil bu kadar iyi bilmesi özel bir ilgi midir, Anlatır mısın?

Tespihi nasıl öğrendiğimi itiraf ettim, sanırım sıra en büyük itirafa geldi. Racon serisinde yazdığım raconları bir yerden okumuşluğum yada izlemişliğim yahut  şahit olmuşluğum yok. Raconlar tamamen benim hayal gücümün yansıması. Sadece eski İstanbul kabadayılarının hayatlarını okudum, yaşam felsefelerini öğrendim. O yüzden de Devran için mafya babası denildiğinde mutlaka düzeltiyorum; Devran bir mafya babası değil. Kendi adaletini kendi sağlamayı tercih etmiş bir adam. Çünkü mafya dediğimiz oluşumlar gelirlerini kara paradan elde ederler. Bizim hiçbir karakterimizde bu söz konusu değil.

19-Efsun’un özgüveni için idolün kimdi? (Ben biliyorum bunun cevabını. Allah benim karşımada Destan gibi bir adam çıkarıp Efsun özgüveni versin. Âmin)

Hahaha… Evet bu cevabı çok iyi biliyorsun. O zaman ayrıntıya girmeden söyleyeyim Efsunun cesareti benden geliyor. Aynı cesareti göstermiş ve sevdiği adama 15 senedir “aşığım sana be adam” diyen bir kadınım.


19-Şair Devran’dan – Katil Destan’a geçişlerin o kadar başarılıydı yazım sürecinde zorlandığın anlar oldu mu? Biraz bahseder misin?

Tek bir yerde çok zorlandım; Devran’ın kızının cesedini kucakladığı sahneydi. Böğürerek yazdım hiç abartmıyorum.


20-Önce Şair Devran’dı, sonra Katil Destan, Efsun’un canözü, Melek, Karahan ve Funda’nın babası. Sen en çok hangi halini yazmayı sevdin? (Ben Efsun’un can özü ve Baba Devran’ı çok sevdim ama benim favorim DESTAN olduğu anlardı)

Aslında her halini çok seviyorum ama bilmediğimiz daha doğrusu üzerinde durmadığım bir devran var; Çocuk Devran. İşte o sanırım en kıymetlim, kendime saklıyorum.


21-Efsun, Destan’dan kaçmadı aksine onun için adam öldürdü ve ölüm emri verdi. Böyle büyük bir aşkın ilhamı nedir?

Aşk bir duygu değil bana göre. Bir mahkumiyet. Her insan en az bir kere aşık olur canım, derler ya hani; işte ben ona inanmıyorum. Aşk nadir olarak çıkar insanın karşısına. Ve çıktığında da onu ömrünce yanında taşırsın. Aşık olduğun kişi aşka karşılık verir ya da vermez , yanındadır ya da değildir, hiç fark etmez. Sen aşka sahip olursun ve aşk sana olmadık şeyler yaptırır. Ruhun hapisliği gibi düşünün bunu. Sağlıklı bir durum değil her zaman belirtirim. Efsunu o durumların içine sokan sanırım benim aşka bakış açım.


23- Hayal ve Poyraz… Çok ağladım Hayal’in yaşadıklarına… Sen yazarken hangi duygularla yazdın?

Hayal’in ve Poyrazın hikayesi yaklaşık 7 -8 yıl önce yazılmaya başlanmış bir kurguydu. Giriş kısmını yazmıştım ama gelişme ve sonuç bölümleri aklımda çok başkaydı. Sanırım bu konuda kendimi okurlarıma teslim ettim. Onların yorumlarına göre, onların isteklerine göre şekillendirdim. Bana kalsa çok daha sert ve dramatik olabilirdi.



24-Aziz Bey’in oğluna ve Hayal’e aşkı anlatması yaşamaları için yol göstermesi… O kadar iyi anlatılmıştı ki Aziz Bey ve Nilüfer Hanımın aşkı için ilhamın kimdi? Senin de yol göstericin var mıydı? 

Aziz bey karakteri benim iç sesim. Tamamen bana ait o. Karakter olarak da yaşamdaki seçimleri de. Bende aynı durumda olurdum, ben de bir ömür sevdiğimin hayaliyle yaşardım. Bende oğlumu iki kişilik severdim. O yüzden onların aşkına ilham olan tek şey yine kendimim sanırım.

25-Meneviş gözlü küçük Mehveş… Yetimhanede yaşadıkları kanayan yaramız. Ben okurken zorlandım eminim sende yazarken… Bu günlerin en büyük hediyesi oğlu Kutsal ve Hakim…

Kutsal’a başladığımda ilk olarak Hakim ve Kutsal’ın buluşması belirdi zihnimde. O yüzden bu kadın erkek aşkından çok baba oğul aşkı olacaktı. Çünkü ben kan bağı olmadan da muazzam anne ve babalık nasıl yapılır çok iyi biliyorum. Kanından olmadan canından olmanın nasıl bir şey olduğunu…


  
26-Mehveş’i yazarken neler hissettin? Bu kadın karakteri yazmak zorlamadı mı seni?

Mehveş aslında çok masum küçücük bir kız çocuğu gibi. Kendisini bir yere ait hissetmek için ne gerekiyorsa yapmış ama asıl eksikliğin aşk olduğunu geç fark ediyor.  Mehveş sevdiğim bir karakter. Yazarken zorlanmadım, geçmişe dair anıları beni hep etkilemiştir. Yazarken aslında dramatik tarafını biraz hafifletmeye çalıştım. Watty’de ailesi ile ilgili gerçeklerden bahsetmedim. Kitap olduğun da o kısımları da okuyabileceğiz.


  
27-Kutsal babası dedi benim içim eridi… Yazarken Hakim mi oldun Kutsal mı?

Kutsal… Her zaman…


28-Kara Efe Karahan, Babası Destan’a yakışır bir evlat oldu. Aynı Devran’ı gençliği yanılıyor muyum? (Devran intikam için Destan olmuştu Karahan’da intikam için Kara Efe)

Aslında Karaefe olarak Destan’ın hiç istemediği bir kimliğe büründü Karahan. Ve giriştiği kahramanlık ona acı getirdi. Bu özellikle yaptığım bir şeydi. Nasıl Devran Destanlaştıysa yaptıkları ile, her eline silah alanın o kadar şanslı olamayacağını anlatmak istedim. Amaç ne olursa olsun. Adaleti kendin sağlamaya çalışırsan acı eninde sonunda sana geri döner. Ana felsefe buydu aslında.


  
29-Kendi adıma Kılıç’ta Karahan’ın yanında Funda’yı da okumak isterdim. Kitap olursa okuyacak mıyız? Efsun’un kendi gibi bir kız mı yetiştirdi yoksa çıt kırıldım bir prenses mi?

Eğer Kılıç kitap olursa bir çok kısmı değişecek. Buna kurgu da dahil olmak üzere. Aklımda olan ve anlatmak istediğim ama anlatamadığım kısımlar çok fazlaydı. Dramatik açıdan da yoğundu ve bunu birazcık kırmak istiyorum açıkçası. Ama Funda olayına gelirsek onu belki başka bir hikayede anlatırız neden olmasın...




30-Sen bana göre iyi bir Dram yazarısın okuduğum tüm kitapların bana göre ağır dramdı. Dram yazmak mı zor okumak mı? (Benim okuduklarım dramdı sonu mutlu bitse de…)

Dram yazmak genel olarak zor gibi gözükür ama sanırım ben tam tersini düşünüyorum. Herkesin yaşamında gizli kalmış dramlar vardır. Benim de var. Her yazar önce kendisinden başlarmış yazmaya. Ben de onlardan biriyim. Bundan yazdığım kurgular arasında kendi hikayem olduğu falan çıkarılmasın. Duyguları kastediyorum. Mesela Efsunun babası kanser olduğunda yaşadıkları benim yaşadıklarımdı. Büşra’nın Dilem ile dostluğu, tepkileri benim bir dostumla aramızdaki diyalogların çok benzeri. Bunun gibi kendimden parçalar var. O yüzden zor olmadı benim için.



31-“Ben. Bir kızım olsun istiyorum. Poposunda beziyle bana doğru paytak paytak koşan bir kız çocuğu.  Babam diye sarılacak, ilk aşkımsın diyecek bir kız istiyorum. On beş, on altı yaşlarına geldiğinde acaba sevgilisi var mı diye geceleri uykumu kaçırtacak bir kız. Yanında gördüğüm her bir erkeği öldürme isteğiyle yanıp tutuşacağım bir kız. Annesine karşı bile beni koruyacak ‘babam bir tanedir’ diyecek bir kızım olsun. Ama bana tüm bunları yaşatacak kızımı da sen doğur istiyorum.” Aslan’ın Demet’e evlenme teklifi ben okurken evet evet diye çığlık attım sen yazarken nasıl yazdın? Bu teklifin bir hikâyesi var mı?

Elbette bir hikayesi var sadece taraflar değişik. Eşime evlenme teklifini ben yaptım. Eşimin de hayali buymuş ; "Öyle bir kadın gelsin ki karşıma o kadar cesur olsun ki o bana evlenme teklifi etsin" demiş. Tabi ben bunu sonradan öğrendim. Tam olarak bu cümlelerle olmasa da benzer bir şekilde; senden bir kızım olsun istiyorum … diye başlayan bir evlilik teklifi yaptım ve tekliften 4 yıl sonra da kucağımıza kızımızı aldık 



32- En güçlü, en güzel aşkı yazan kadın son olarak Blog takipçilerime ve okuyucularına ne demek istersin?(Bu arada sevgili okur Edebi yansımayı henüz okumadığımdan onunla ilgili soru ya da yorum göremediniz…)

Bu güzel tanımlamaları duyunca hem gururlandım hem de utandım çok teşekkür ederim. Blog takipçilerine ve okurlarıma söylemek istediğim şey çok kısa ama benim için hayat felsefesi; Nefes aldığımız sürece umut var, asla umudunuz kaybetmeyin. Kitaplara sığının, dostlarınıza , ailenize sığının ama asla umudunuzu yitirmeyin. Güneş bile doğuşu gülümsememiz için yeterli bir sebep.

Bu harika söyleşi için çok teşekkür ederim sevgili Yasemin, hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Buluşmamız da tesadüf değil bence. Nice nice kitaplarda hep bir arada olmak dileğiyle. Hep umutlu ve mutlu kalın 


Sevgili Özge Erkin,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Pembe Ejderha – buyrun benim 
Kızıl Bilal- ufaklık 
Kalbim- Eşim
Öykü – gurur
Oltutaşı – irfan usta
Çilek – Sen 
Yaman Ali - Hasretlik
BDSM - marjinal
Canözüm-Kızım
Kılıç - keskin
Destan - Saklım
Usta- Tahir
Dost – Büşra 
Melek - Mermer

Sence Hangisi Oyununa ne dersin?
(Aşağıda yazdığım iki seçenekten senin için öncelik hangisi. Cevaplarını ister tekkelime ister uzun uzun yaz… )
Devran mı, Destan mı      -          Her  ikisi de
Pembe Ejderha mı, Efsun mu    - Efsun
Kızıl Bilal mi, Ufaklık mı    - Ufaklığa çok gülsem de kızıl Bilal
Can mı, Yavuz mu             -          Can
Annesi mi, babası mı        - Babasııııııııı
Aşk mı, Saygı mı                 - Saygı
Karahan mı, Kara efe mi  - Karahan    
Mansur mu, Esved mi      - Mansur
E kitap mı, kağıt kokusu mu       - Fark etmez okuyayım yeter   
Sanal mı, Reel mi   - Gerçek J





           








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder