1 Ekim 2017 Pazar

Ayşegül Çiçekoğlu aşkı yazan kadın

Merhaba;
Yeni bir sohbete hazır mısınız? Aşkı en güzel yazanlardan Sevgili Ayşegül Çiçekoğlu ile yaptığımız keyifli sohbeti okumaya buyurmaz mısınız?
Ayşegül ablacığım söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Bence çok keyifli bir söyleşi bizi bekliyor…
Ben Teşekkür ederim. Umarım öyle olur.

1- Birçok okuyucun seni yakından tanıyor ama seninle ve kaleminle yeni tanışanlar için Ayşegül Çiçekoğlu kimdir?

48 yaşında hayalperestliğini kaybetmemiş, eğlenceli bir anne, hâlâ ilk günkü kadar kocasına âşık bir kadınım.
Yıllarca kendime sakladığım yeteneğimi eşimin fark etmesi ile hikâyeler yazan biriyim. Gezmeyi, okumayı ve yeni insanlar tanımayı severim.  Karadeniz’in hırçın doğasında,  Ayvalık’ın sakin sularında ve İstanbul’un kaosunda yaşarım. Başka yerlerde değilsem buralardayımdır.

2- Anne, eş ve yazar olarak bize bir gününü anlatır mısın?

Sabah evden herkesi göndermekle başlıyorum güne. Yaz aylarında bu zor oluyor tabii. Sonrada bilgisayarımın başına oturuyorum. Eğer sabahtan bir randevum yoksa öğlene kadar mutlaka yazıyorum.  Öğleden sonra da ev işleri geliyor.  Cumartesi, Pazar hariç haftanın beş günü bu şekilde düzenim. Düzenleme yaptığım zamanlar haftanın her günü yazıyorum.


3- Ayşegül Çiçekoğlu iyi bir okuyucu mudur?

Evet, yıllar boyunca her ortamda okudum. Yüzlerce kitap okumuşumdur. Sevdiğim ve vazgeçemediğim kitaplarım var. Onları her sene mutlaka bir kez daha okurum.



4-Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 3 kitabı söyler mi bize?

Herkesin okuması gerek dediğim çok kitap var ama ilk sırada benim için her zaman Victor Hugo’nun Notre-Dame’nin Kamburu, her sene bir kez okuduğum kitaplardan biridir. Umutsuz ve kendimi kötü hissettiğim zamanlarda okumayı çok seviyorum. Emily Bronte’nin Uğultulu Tepeler ve Gabriel Garcia Marquez Yüzyıllık Yalnızlık bunlar benim ilk üçüm… Tabi ki bu herkes için değişkenlik gösteren bir durum.

5- Ve okumaktan asla sıkılmam dediği 3 yazar var mı?

Evet, Lesley Lokko, Kate Morton,  Gelenn Meade ve Jodi Picoult. Üçten fazla oldu ama daha çok var.

6-Peki, Wattpad de kitap okumayı seviyor musun? Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye var mı?
Maalesef orada okumak için artık zamanım olmuyor ve kitabı kâğıt kokusu ile elime alarak okumayı seviyorum.  Onun içinde önerebileceğim bir hikâye yok ne yazık ki.

7- İşte söyleşinin en heyecanlı kısmı. Gelelim senin yazma tutkuna… İlk ne zaman yazmaya başladın?  

Eskiden beri kısa denemeler vardı ama o zamanlar tam zamanlı bir işim vardı ve ancak vakit bulduğum anlarda yazabiliyordum. 2014 yılında eşimin ısrarlarına daha fazla dayanamadım. Bir gün yeni bir notebook ile geldi ve önüme koydu. Yaz dedi… Neden olmasın diyerek 2014 yılının başında yazmaya başladım. Yazış o yazış bir daha başından kalkmadım. Belki de yıllarca beklediğim birinin beni zorlamasıydı. Onun için buradan eşime de teşekkür etmek isterim.

8- Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı? Mesela sessiz ortam ya da bangır bangır müzik dinleyerek…

Benim için yok. Bir notebook olsun yeter her yerde yazabilirim. Yazarken tamamen dış etkenlerden kendimi soyutluyorum onun için bulunduğum mekânın sessiz olması ya da romantik olması gerekmiyor. Bangır bangır müzik çalarken de yazabilirim. Çünkü yazmaya başladığımda zaten olay kurgusu kafamda şekillenmiş ve sadece kâğıda dökülmeyi bekliyor oluyor.

9-Kurgularını kâğıda dökerken dinlediğin müzik var mı?
Evet, her hikâyemin bir şarkısı var. Önce hikaye aklımda şekilleniyor ve sonra ona ait bir şarkı buluyorum. Yazmaya başlamadan önce onu dinliyorum sonra da yazıyorum.

10-Bir kurgu oluşturdun bunu önce kâğıda mı dökersin, dostlarınla mı paylaşırsın?

Paylaştığım iki arkadaşım var. Daha kâğıtla buluşmadan onlarla buluşur aklımdaki kurgu ve sonrada yazmaya başlarım. Kurgu başından sonuna kadar aklımda durur. Yazmaya başladığımda kurgu beynimde bitmiştir. Onun içinde hızlı yazıyorum. Bunun nedeni başına oturduğumda bu bölümde ne yazayım diye düşünmüyorum, yazmaya başlayınca kurgu akıp gidiyor.


11-İlk kitabın raflarda okuyucu ile buluştuğunda neler hissettin?

Anlatılmaz yaşanır diyorum. İnanılmaz bir duyguydu benim için o kadar heyecanı birde kızım doğduğu anda yaşamıştım. Ama kitaplar basıldıkça o heyecanı her kitabımda yaşadığımı hissettim. Onun için hangisi daha heyecanlı diye bir sıraya koymadım her hikâye kâğıt kokusu ile bulaştığında benim için hep aynı heyecanla karşılanıyor.

12-İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?

Wattpad de geldi ilk yorum, yaklaşık yirmi bölüm yayınladıktan sonra. Neredeyse vazgeçmek üzereydim. İlk yorum “devam et harika yazıyorsun” olmuştu ve sadece o kişi için bile yazabileceğimi düşündüm. Benim için unutulmaz bir yorumdu.


13-Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?

Kitap sözleşmesinde ve kitap çıktığında olmadı. Ama ilk imza gününde oldu. 2015 Nisan ayında ilk kitabım çıkmıştı ve ilk imzamı İzmir Tüyap’ta verecektim. O gece sabaha kadar uyumadım ve eşim ve kızımın benimle olmasını istedim. Hiç kimse gelmezse size vereyim dedim ve benimle birlikte onlarında İzmir’e gelmesini istedim. Ama korktuğum gibi olmadı ve güzel bir imza gerçekleşti. Bunun üzerine iki hafta üst üste imza verdim.  Onun için İzmir’in yeri bende hep ayrı.

Ve gelelim kitap karakterlerine… Hepsini okuyamadığım için okuduklarımı yazacağım…
11- Emir’in sevgi, şefkat açlığı beni çok yaraladı… Bu duyguları verirken neler hissettin?

Hikâyelerimdeki karakterlerin bazıları çevremdeki insanlardan…   Sevginin, şefkatin aileden geldiğine inanırım. İlk öğrendiklerimiz ailemizde gördüklerimizdir. Ve ailede sevgi görmeyen kişilerin ileriki yaşlarda bunu göstermekte zorluklarla karşılaştığına çok tanık oldum. Karakterlerimi yazarken onların yerine kendimi koymuyorum ama empati yapıyorum. Annem kardeşimi tercih edip gitseydi nasıl hissederdim diye çok düşündüm ve hissettiklerimi yazdım.

12- Melek hayattan çok büyük darbeler yemiş herkese göre ezik bir kadın… (Bana göre çok güçlü bir kadındı) Bu tarz karakterleri yazarken o karakteri kendi içinde yaşıyor musun?

Kesinlikle güçlü bir kadın Melek… Çok sevmesine rağmen kocasını affetmedi ve her şeyi bırakıp gitti. Kendine yeni bir hayat kurdu. Kadın her zaman erkekten daha güçlüdür. Bunu fiziksel olarak demiyorum ama duygularını ifade etmekte daha güçlü ve kararlıdır. Kadın için bir ilişki bitmişse arkasını döner ve gider.

13- Savaş güçlü, sert, yıkılmaz bir kaleyken Tutku onu un ufak etti bana göre… Senin için Tutku’yu yazmak mı zordu Savaş’ı yazmak mı? 

Her ikisini de yazmak zordu. Her ikisinin de geçmişinde yaşadıkları travmalar vardı ve bu gelecekteki yaşantılarını etkilemişti. Birbirlerini anlamamak için yaşadılar. Güçsüz taraflarını birbirlerine göstermediler. Birbirlerine aslında çok benziyorlardı.

13-Gelelim Serkan mı Alize mi?  Hangisini yazarken en çok eğlendin?

Serkan’ın hazır cevapları ve Alize’nin saflığı beni çok eğlendirdi. Benim için oradaki en komik kişi kesinlikle dedeydi.

14-Şu an basılı olan eserlerini sırası ile yazar mısın?  

Bırakma Ellerimi
İntikam
Sen Benim Kaderimsin
Tutkunun Savaşı
Affet
Kendi Düşen Ağlamaz
Sen Benim Nefesimsin

15- Sen Benim Kaderimsin yeni basımı ile ve Sen Benim Nefesimsin okuyucular ile buluştu yorumlar nasıl?

Çok güzel yorumlar geldi. O aileyi yazmaktan zaten baştan beri çok büyük keyif aldım. Şimdi onun devamı olan Işığımsın ve hayatımsın gelecek. Ailenin üçüncü kuşak üyeleri.

16- Ben bir okur olarak Ölüm Meleği (Doktorcuğum) ve 8.15 Vapurunun kitap olmasını heyecanla bekliyorum. Ne zaman koklayarak okuyacağız?

Biliyorum her ikisi de gecikti ama bir basım tarihi var. Her ikisini de önümüzdeki sene okuyacağız.

17- Ayşegül ablacığım, yazdıklarının dizi ya da film olmasını ister miydin?

Kesinlikle isterdim. Hikâyelerden bir tanesinin dizi anlaşmasını yaptık ama açıklamayı onlar yapacağı için biraz daha zamanı var. Bir başkası içinde görüşmelerimiz devam ediyor.

18- Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…

 Gösterdikleri ilgiye çok teşekkür ederim. Her biri benim ilham perilerim. Onlar olmazsa bu güzel hikâyeler de olmazdı. Hepsini çok seviyorum.

Sevgili Ayşegül Çiçekoğlu,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

İntikam                     Affetmek
Vapur                        Aşk
Melek                       Masum
Porsche                    Kendi Düşen Ağlamaz
Mizah                       Serkan
Çilek                         Reçel (Bip yanlış cevap doğrusu Yasemin olacaktı)
Emir                          Hüzün
Dost                          Can
Seda                          Dost
Okur                          İlham perilerim
Kitap                         Vazgeçilmez
Evlilik                       Mutluluk
Çocuk                       Hayatımın anlamı



           






15 Eylül 2017 Cuma

Sevda Dedikleri - Funda Kınalı ile keyifli bir söyleşi...

Merhaba;
Bugün tatlı mı tatlı, güzel mi güzel, çıtı pıtı bir wattpad yazarı ile söyleşimiz. Sevgili Funda Kınalı… 
Biz bu söyleşiyi yaptıktan sonra Sevgili Funda Müptela Yayınları ile Sevda Dedikleri kitabı için sözleşme imzaladı... Evet, Evet Hızır Ali kitap oluyor. Bizede alıp okumak düşüyor. Okurun ve baskın bol olsun Funda'm... 


Funda’cığım öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Keyifli bir söyleşi için hadi sorulara.

Asıl ben teşekkür ederim, böyle samimi ponçik bir çilek ablayla söyleşi yapmak güzel hissettiriyor.

1- Funda Kınalı kimdir blog takipçilerime kendinden bahseder misin?  
Ben Funda, 21 yaşındayım. Lojistik bölümü öğrencisiyim. Bunlar beni tanımanız için gereken bilgiler değil. Asıl önemli olan deli bir karakter yapımın olduğunu bilmeniz, ağlarken gülen, gülerken de ağlayan ve bunları yazılarına da yansıtan biri olduğum gerçeğidir. Aslında ne kadar pozitif ve güleryüzlü biri olsam da karakter ve kişilik yapısı olarak tam tersine depresif ve melonkoli bir yapım vardır. Aslında şöyle anlatayım kendimi; siyah ve beyaz, bir bedende sürekli kavga halinde. Bir gri olamadım gitti.


2- Yazar dişi kartalın bir gününü bize anlatır mısın?

Genelde evde vakit geçirmeyi seven biriyim. Ancak son zamanlarda Beşiktaş’a gidip geliyorum. Sanırım huzur bulduğum sayılı yerlerden biridir. Gerçi orası da benim bir evim sayılır. Eagle Shelter diye bir kafe var, maşuklar yokuşunda. Karşısında da Abbasağa parkı... Kafenin ambiansı beni benden alıyor, defterimle kalemim yanımdaysa sayfalarca yazabilirim. Hatta orada çok fazla kurgu yazıp, çok fazla bölüm yazmışlığım da var. Duvardaki Fidel’in “Un mundo mejor es posible” yazısına karşı her şeyi yazabilirim sanırım. Çünkü daha iyi bir dünya mümkün.
İşte benim bir günüm böyle geçiyor. Uyanıyorum, kafeye gidiyorum ve akşam olduğunda vapura binip evime geliyorum. Mesafe ne kadar uzun olursa olsun oranın evim kadar huzurlu olduğunu hissediyorum. Genel olarak her gün yazı yazıyorum. Hareketli bir hayatım yok pek.


3- Funda Kınalı iyi bir okuyucu mudur?

Bir okuyucu olduğum kesin ama iyi bir okuyucu olduğumu düşünmüyorum. Her fırsatta kitap okumaya çalışsam da yazarken bu çok zor oluyor. İlham almak yada esinlenmek farklı bir durum ama kitabı okurken oradan bir sahne, paragraf ya da söz aklımda kalıyor. Bunu kendi yazdığım satırlarda tekrarlamaktan korktuğum için yazdığım zamanlarda kitaplardan uzak duruyorum.
Kısacası iyi bir okuyucu olmadığımı düşünüyorum.



4-Herkesin kütüphanesinde bulunmalı ve mutlaka okumalı dediği en az 3 kitap hangileridir?

Üstadım olarak gördüğüm, hayran olduğum bir isim var sadece.  Ahmed Arif. Şiir konusunda sadece onu ezberledim şair niyetine. –Leylim Leylim- Hasretinden Prangalar Eskittim- bunlar benim için en sevdiklerim.

İkincisi; Sebahattin Ali – Kürk Mantolu Madonna

Üçüncüsü ise BEHZAT Ç. (Amirime saygılar, Ankara’ya özlem, Neşet Ertaş’a sevgiler)



5- Okumaktan asla sıkılmam dediğin 3 yazar var mı?

Bir tane var. O da EMRAH SERBES



6-Gelelim seninde yazdığın wattpade… Wattpad de okumayı seviyor musun?
İlk kaydolduğum zamanlar her türden kitabı okudum. Vasat olanlardan tut, en iyilerine kadar...
Ne yazık ki artık hepsi birbirinin benzeri olduğu için çok az okuyorum.


7-Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye veya yazar var mı?
Özge Erkin’in hikâyelerini çok seviyorum. Özellikle de KUTSAL.

Bir de Mey Kadını’nın yazdığı Ağır Abi Serisi var. MEY VAKTİ, en sevdiklerimden biri.
Yasemin Ünal – Tüm hikayelerini seviyorum ama favorim Mendirek Yayınlarından yeni çıkmış kitabı. EFSANEVİ


8- Şimdi okur Funda’dan yazan Funda’ya geçelim… İlk ne zaman yazmaya başladın?   
Aslında ikili ilişkilerimde hiç iyi değilim. Özellikle de konuşma konusunda. Konuşamam ama yazarım. Böyle başladı. anlattım, anlamadılar. Sonra sustum. Sustukça kendi içimde doldum taştım. Bektaş adında bir dedem vardı. Onun küçük siyah kaplı defterinde küçük sözler yazardı. Ben de onun defterine yazmaya başladım. Onu kaybettikten sonra kendi defterlerime yazdım. Yastık altı defterleri çok fazlaydı. Yazdıklarımı hep yakardım. Onları sadece ben bilirdim, okurdum. Böyle başladı yazma serüvenim.


9- İlk yazdığın cümleler aklında mı?
Evet. Bir Avuç Cümle diye yazmıştım defterin üzerine. İlk yazdığım yazının adı Yanan Mektuplar oldu.

“Bugün yine mektup yazdım sana.
Parmaklarımın ucundaki yaralar kanadı,
Parmak uçlarımdan satırlarıma kan yerine sen aktı.
Yazdım sana, çünkü başka kime yazacağım bilmiyorum.
Bilmiyorum, çünkü senden başka kimsem yok.
Yok, senden gayrısına yalnızım.
Yalnızım, bu yüzden sana yazdım.
Hani nefes alır ya insan, ölmekten korkarak. Öyle yazdım işte sana…
Hani güler ya insan, ağlamaktan korkarak. Öyle sıraladım cümleleri…
Hani…
Hani sen seversin ya başkasını, ben bundan korkarak yazdım bu satırları…
Sana ulaşacak mı? Hayır!
Ulaşmasın da…
Ben hiçbir mektubumu yollamadım alıcısına.
Karaladım, yazdım çizdim ama kimse görmedi…
Ben bugün sana bir mektup yazdım.
Yine ne dediği bilinmeyen, belli olmayan cümlelerle süsledim.
Ben sana yazdım bu mektubu, ne dediğim önemli mi?
Sana ulaşmasın mektubum, bende saklı kalsın.
Bir gün olur da bam telim sızlarsa yakarım…
Ben mektupları hiç yollamadım,
Zamanı gelince yakarım diye.
Kelimelerim ateş alır, kor olup düşer yüreğime…
Ben mektuplarımın içine kendimi atar yakarım.
Yazdıklarımı da unutmak için…
Bu mektubu sana yazdım.
Ama bir gün yakacağım…”

10- Wattpad’de harika kitapların var sanırım hepsini okudum… İçlerinden senin için en özeli hangisi, neden? (Bu soru beş çocuklu bir anneye hangi çocuğunu daha çok seviyorsun gibi oldu ama olsun sen cevapla )

Hahahah çok zor bir soru. Benim için en özeli Dost Kurtaran. Çünkü... Hep aynı şeyleri yazdığımı hissettiğim anda başımı dışarıya uzattım ve çok sevdiğim bir minibüsçü abiyle göz göze geldim. Babama baktım; onu dostluğu ve dostlarımı yazmak istedim. İşte o an dedim ben seni yazarım adamım.
Benim için, okuyucularım için çok farklı bir nefes oldu bize. Bu yüzden Dost Kurtaran ve Dost Serisi benim için çok ayrı bir yerde.




11-Gelelim hikâyelerine Dost serisi Kurtaran ve Sevda Dedikleri okundu serinin devamı nerede ne zaman yazacaksın?
Serinin devamı Savaş karakteri ile devam edecek. Sonrasında Yakup, Kutsal, Nihat... Belki ilerleyen dönemlerde onların çocuklarından oluşan başka bir mahalle serisi yazabilirim.
Şu aralar biraz ara vermek istedim. Yazmaya devam ediyorum ama Wattpad ortamından biraz uzaklaşmak bana iyi geldi. Geri döndüğümde ilk işim Hakan’ın hikayesine final vermek, Savaş’ın hikayesine başlamak olacak.
Kışın yazacağım sanırım onları.


12-Mahalle hikâyesi yazmak hem de kendi yaşadığın mahalleyi yazmak nasıl bir duygu?
Bambaşka. Çünkü yazdıklarımı her gün yaşadığımı düşünüyorum. Kurtaran, Yakup, Nihat, Kutsal, Savaş, Özge, Ali, Melek, Hakan... Hepsi gerçek hayatta gördüğüm insanlar ve onların arasında bir karaktermiş gibi hissediyorum.

Hatta Serpil abla ile eğlencesine fal baktığımızda aklıma hemen Kurtaran ile Ali’nin fala inanmaması ama kulaklarını dikerek falı dinlemesi aklıma geliyor.

Gerçekten de yaşanmaz, anlatılır dediğim hisler bunlar. Çok farklı bakmaya başladım hayata. Her şeyden bir hikaye çıkarabilirim artık.


Aydos’a geleceğim ya bir Hızır Ali ya da Kurtaran sözün var bana unutma… Bu arada değerli takipçim Funda’nın tüm kurguları harika hepsinden soru sormaya kalksam en az 100 soruluk bir söyleşi olur o yüzden kısa kestim.

Gelmelisin ablacım. Sözümü yerine getirip sana en afillisinden bir Hızır Ali bulacağım. Çöpçatan Özge değil, Funda artık…


13- Yazdığın ama wattpadde yayınlamadığın kaç hikâye var?

Çok fazla hikaye var. 50’ye yakın kurgu var, hiç yazılmamış. Taslak halinde olan 15 kadar kurgum var. Yarım bıraktığım birçok hikaye var. Toplamda 100’e yakındır sanırım. Elimde olsa hepsini yazarım ama zaman kavramı beni bitiriyor



14-Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı?
Gündüzleri hikayenin olay örgüsünü ve taslağını oluştururum. Geceleri hisleri, duyguları yazarım. En başından beri böyle oldu. Yazın da terasta, sokak lambasının ışığında kağıda yazmayı severim.


15-Kurgularını kâğıda dökerken dinlediğin müzik var mı?

Evet, var. Sıkı bir Neşet Ertaş hayranıyım. Eğlenceli bir bölüm bile yazsam mutlaka birkaç türkü dinler öyle yazarım. Ahmet Kaya vazgeçilmezim. Genel olarak ağır şarkılar, türkü yada sadece tulum sesi dinlerim.

16-Kurguların bir gün kâğıt kokusu ile buluşursa ilk hangisini istersin? (Ben Dost serisinden yanayım)

Ben de Dost Serisinden yanayım. Önceliğim Dost Kurtaran ama hangisi olursa olsun, hepsi de benim gözümde efsanevi şeyler değerinde.

17- Blog takipçilerime ve okuyucularına son sözün nedir…
 
“Her şeyin yazılmaya, bir hikâye olmaya hakkı vardır. Kaldırım taşlarının bile.”
Tüm okuyucularıma teşekkür ederim. Onlar benim ailem ve onlarla bir olduğumda, biz olduğumuzda kendimi yuvamda gibi hissediyorum. Bu yüzden benim için değerli olduklarını asla unutmasınlar. Onları çok seviyorum.

Sevgili Funda,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Çok teşekkür ederim ablacım…


Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Minübüs - Kurtaran
Taksi – Hızır Ali
Tuncel - Baba
Yalan Dünya – Burukluk
Hırsız – Savaş
Aşk – bilinmezlik
Çilek – Yasemin
Demokan - Kılıç
Gözbebeği - İtiraf
Kardeş - Dost
Melek - saf
Kutsal - kardeş
Yasemin – çilek (Hızır Ali olmalıydı bu cevap)
Racon – Aykut
Aydos - Ev
Ilgın – Her şeyim



           








1 Eylül 2017 Cuma

Özge Erkin ile hoş bir söyleşiye buyrun...

Merhaba,
Bugün sizlere bayram tatlısı niyetine kaleminden Aşk damlayan kadın Özge Erkin ile keyifli bir sohbet ikram ediyorum... Bayramınız mübarek olsun Allah tekrarını nasip etsin...



Sevgili Özge Erkin öncelikle söyleşi talebimi kabul ettiğin için çok teşekkür ederim... Umarım az gözyaşı dökülen bir söyleşi olur…

Herkese gönül dolusu sevgiler. Asıl ben teşekkür ederim. Gözyaşlarımızla değil gülüşlerimizle dolsun satırlar.


1- Blog takipçilerim ve seni yeni keşfedecekler için Özge Erkin kimdir anlatır mısın?  

Özge Erkin 34 yaşında , kocasına ilk görüşte aşık olmuş ve bu aşkı hala taze tutan, bir kız çocuğu sahibi, biraz polyanna karakterli bir kadın. Tüm yaşamını olumlu düşünme üzerine kurmuş, karamsarlığı hep düşüncelerinden uzak tutmaya çalışmış ve mümkün olduğunca ön yargılarını törpüleyen biri.  



2- Özge Erkin iyi bir okuyucu mudur? Belli bir tarzı mı vardır ne bulsa okur mu?

Kesinlikle iyi bir okuyucu olduğumu söyleyebilirim. Ne bulsa okurlardan değilim ama. İki türü asla okumam. Bunlardan biri siyasi kitaplar diğeri de kişisel gelişim kitapları. Siyasetin ufacık bir parçasından bile hiç haz etmiyorum. Bu yüzden de okumamayı tercih ediyorum. Kişisel gelişim kitaplarını ise zamanında çok okuduğum için artık tat alamadığımı düşünerek elime almıyorum. Sadece bir iki üstad var ki onlardan vazgeçemem.



3- Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğü 3 kitabı söyler mi bize?

Paulo Choelho – Piedra ırmağının kenarında oturdum ağladım.
Irvıne Yalom- Nietzsche Ağladığında
Og Mandino- Dünyanın en büyük sırrı.




4- Hani Yıldız Tilbe fanları vardır boş albüm çıkarsa alırız diyen. Senin de boş sayfalı kitap çıkarsa alırım dediğin 3 yazar var mı?

Bunların başında Paulo Coelho geliyor. Ne yazarsa yazsın okurum. Hatta bazen okumaya kıyamam zamanı gelinceye kadar bekletirim.

Bir diğeri Diana Gabaldon. Yabancı serisi benim hayallerimi süsleyen bir seriydi. Hem tarihi hem de fantastik küçük kırıntıları içinde barındırması nadir bulunan bir çiçek gibi.

Sonuncusu da kesinlikle Og mandino- Asla okumam dediğim kişisel gelişim kitapları yazan dünyanın en büyük konferans konuşmacılarından biridir kendisi. Onu okuduktan sonra zaten hiçbir kişisel gelişim kitabı beni tatmin etmedi. Üstadlardan biridir.



5- Gelelim son dönemlerin kanayan yarası wattpad’e… Aslında çok başarılı bir platform ve çok güzel kalemlerle tanıştık. Ergenlerin yazdığı ensest ve tecavüz hikâyeleri ile alakalı senin de fikirlerini alabilir miyim?

Eğer pozitif yönde kullanılırsa kesinlikle son dönemin en iyi uygulaması Wattpad. Bir çok mecrada olduğu gibi burada da amacı dışında kullanım söz konusu. 

Gözlemlediğimde; bu tarz hikayeleri yazan çocukların, altını çiziyorum ÇOCUKLARIN sosyal yaşantılarında bazı sorunları olduğunu düşünüyorum. İlgisiz bir ortamda büyüme, önemsenmeme, belki de tacize uğrama…vs. Derinlere inildiğinde altında bu ve buna benzer sorunlar olduğunu düşünüyorum. Okuyan kesim için de aynı durum söz konusu bence. Yaşları düşünüldüğünde yasak olana duydukları dayanılmaz bir istek söz konusu. İletişim çağında her türlü bilgiye- kirli ya da temiz- ulaşmaları çok kolay. Ama bu gibi platformların yine de belli bir otokontrol sisteminin olması gerektiğini de düşünüyorum. Bu bıçak gibi önüne geçilecek, kesilip atılacak bir durum değil ne yazık ki.



6- Peki, Wattpad de kitap okumayı seviyor musun? Wattpad de okuyup bizlere önerebileceğin hikâye var mı?

Wattpadde takip ettiğim birkaç hikaye var. Onun dışında ne yazık ki çok aktif bir iş hayatım olduğu için sürekli takip edemiyorum. Kendi kurgularıma gelen yorumlara bile cevap verecek zamanım olmuyor. Buradan yine özür dileyeyim hepsinden.


7- İşte söyleşinin en heyecanlı kısmı, gelelim senin yazma tutkuna… İlk ne zaman yazmaya başladın?   

Bu bir ateş gibiydi sanırım.  Ortaokulda çok sevdiğim bir Türkçe öğretmenim vardı. Açık fikirli sınırları yıkan ama bu sınırları yıkarken de doğru yolları gösteren tam bir yol göstericiydi. Benden bir kompozisyon yazmamı istemişti ve ben o zaman Atatürk ile ilgili bir yazı yazmıştım. Yarışmaya göndermiş ve ben birincilik aldım. O gün bana eğer bu yazıyı gerçekten sen yazdıysan yazmayı asla bırakma demişti. Ve ben hiç bırakmadım. Ama roman yazmaya ne zaman başladın dersen kızıma hamileyken zor bir hamilelik geçiriyordum. Dışarı çıkıp kitap alamıyorum. Can sıkıntısından neden ben yazmıyorum ki dedim ve o gün “Ebedi Yansıma’yı” yazmaya başladım


8- Yazarken uyguladığın bir ritüel var mı? Mesela sessiz ortam ya da bangır bangır müzik dinleyerek…

Bangır bangır müzik dinlerken, hatta söylerken… Müzik beni dış dünyadan kopararak kurgumun içine daha kolay haps olmamı sağlıyor. Bu sebeple de kurgularımın kendilerine has çalma listeleri oluyor. Mesela Kılıc’ı ney ve kanun taksimiyle yazmıştım. Ama bir başka kurgu da epik enstrümantel müzikler dinleyebiliyorum.  Ruh halime göre...


9- Bir kurgu oluşturdun bunu önce kâğıda mı dökersin, dostlarınla mı paylaşırsın?

Ben kurgularımın tamamında ilk önce karakterlerimi oluştururum. Baş karakterler kimler, kişisel özellikleri neler, fiziki özellikleri neler, dünya görüşleri ne… vs. Sonrasında da muhakkak bir slogan cümlem olur. Ve kurguyu tüm bu temellerin üzerinde akışına bırakırım.



10- Masum Koza İlk kitabın raflarda okuyucu ile buluştuğunda neler hissettin?

 Bu garip bir his bir yandan gururlusun bir yandan da huzursuz. Eline alıp ilk sayfaları karıştırdığın anda bir sürü hata bulursun. Hep keşke şunu da ekleseydim, keşke şurasını farklı yazsaydım dersin. Bence bir yazarı  geliştirecek en önemli durum bu; Kendisini hep eksik hissetmesi. Benim hissettiğim ve her yeni basılan kitabı elime aldığımda tekrar eden durum bu.



11- İlk kitabın için gelen ilk yorumu hatırlıyor musun?

Hatırlıyorum. Kitabın ilk 7-8 bölümünde klişe bir kurgu olduğunu düşündüğünü ama o malum gerçeğin ortaya çıktığı bölümde şok olduğunu ve devamını bir solukta okuduğunu yazmıştı. Çok mutlu olmuştum.



12- Kitap sözleşmesi imzaladığın süreçte ya beğenilmezse, ya okuyucu kötü eleştirirse korkun oldu mu? Gece kâbuslar görüp uykundan uyandın mı?

Kötü eleştiri konusunda hiçbir zaman korkum olmadı. Hâlâ da yok. Eleştiri insanı besleyen ve güçlendiren bir durumdur. Eğer kendi kendine küser, beni beğenmiyorlar derseniz o zaman ne için yazdığınızı sorgulamanız lazım. Tam tersi eleştirinin özüne inip bunu pozitif bir enerjiye nasıl dönüştüreceğinizi bulmalısınız.  


13- Efendim “Racon” serisini okuyacaklar ben size sıralamasını yapayım ona göre okuyun. 1-Wattpad’de Usta, 2-Basılı Destan, 3-Basılı Masum Koza, 4-Wattpad Kutsal, 5-Wattpad Destan Kılıç… Ve gelelim soruma Racon serisinin tamamını basılı olarak okuyabilecek miyiz?

Racon serisi benim planlamamın dışında gelişen bir seri. Yazdıkça sevildi, yan karakterlerin hikayelerini merak etti okur. Bazen de ben bir karakter yarattım zihnimde ve onu racon serisinin içine yerleştirdim. Tıpkı USTA gibi.  Bir gün hepsi basılır mı? Neden olmasın ben çok isterim tüm o güzel seven adamları ve güçlü kadınları yan yana rafımda görmeyi.



14- Uzun zaman sonra Güçlü kadınlar ve güçlü adamlar okudum… Güçlü kadınları yazarken ne hissettin?

Kadınların yaradılışlarından itibaren güçlü olduğuna inanıyorum ben. Ama toplum yaptırımları, gelenekler , baskıcı ya da istilacı eşler, babalar, hatta hemcinsler kadının içindeki gücü pasifize ediyor. Benim görmek istediğim kadınlar içindeki gücün farkında olan ve dünyaya kafa tutabilecek kadınlar. Bizler doğum yapıyoruz. Doğurmadan annelik yapabiliyoruz. Güçlü olamama ihtimalimiz yok.


15- Usta ve Çelik prenses… Okurken hüngür hüngür ağladım. (Aslında hepsinde ağladım ama en çok KARAEFE’de) Dilem’in ilaç alerjisi bende de olduğu için okurken çok etkilendim. Yazarken çok araştırır mısın? Kaynakların kişiler mi, internet mi?

Benim de ilaç alerjim var ne yazık ki. Yazarken de okurken de araştırırım. En ufak bir yenilik bile beni hemen araştırmaya sevk eder. Mesela ebedi yansıma da geçen bütün yer isimleri, parklar, bulvarlar hepsi gerçekte var olan yerler. İnternetten didik didik araştırarak yazdım. Sınırsız ol da bir bitki ismi geçer, ama hikaye Norveç'te dir. O bitki orada yetişir mi diye muhakkak araştırırım. Usta’da  mesela tespih ile ilgili bilgi topladım, belgeseller izledim. Ama bazı özel şeyler araştırma sonucu değil hayal gücümün bir yansıması oluyor. Tespih teslimindeki üç soru gibi. Kılıç’ta ki beyaz mendil raconu gibi…


16-Usta’nın mahpusluğunu çok güzel betimlemişsin. Yazarken o anı yaşayanlardan mısın?

Zihnimde bir sürü odacık var ve bunların hepsi kurgularımın boyutlarına açılıyor. Ve ben hangi kurguyu yazmaya oturduysan o odaya giriyor ve onların arasına karışıyorum. Biraz şizofrenik bir durum.




17- Bir tespih koleksiyoncusu olarak Ustayı okurken kehribarım olmalı dedim. Usta’nın yazılış hikâyesi nedir?

Açık yüreklilikle söylüyorum ki tespihlerle ilgili en ufak bir bilgim yoktu. Benim için boncukların dizildiği ve erkeklerin bir nevi stres çarkı yerine kullandıkları bir aksesuardı. Bir gün televizyonda bir tespih ustasıyla ilgili bir belgesele denk geldim. Yaşlı, naif, çekinikliği her halinden belli  ama zanaatını anlatırken gözleri parlayan bir ustaydı. Onu izlerken İrfan usta yavaş yavaş çizildi zihnimde. Sonrasında usta imameden bahsetti. Ve “her ustanın imzası imamede saklıdır” dedi. Eşimle birlikte izliyorduk yerimden fırladım ve ajandamı aldım.  O anda da slogan cümlemiz oluştu “İmamesi aşk olanın taşı nâr ile çekilir.” Sonrasında benden bağımsız aktı gitti zaten.


18-Bir kadının tespihleri raconu dâhil bu kadar iyi bilmesi özel bir ilgi midir, Anlatır mısın?

Tespihi nasıl öğrendiğimi itiraf ettim, sanırım sıra en büyük itirafa geldi. Racon serisinde yazdığım raconları bir yerden okumuşluğum yada izlemişliğim yahut  şahit olmuşluğum yok. Raconlar tamamen benim hayal gücümün yansıması. Sadece eski İstanbul kabadayılarının hayatlarını okudum, yaşam felsefelerini öğrendim. O yüzden de Devran için mafya babası denildiğinde mutlaka düzeltiyorum; Devran bir mafya babası değil. Kendi adaletini kendi sağlamayı tercih etmiş bir adam. Çünkü mafya dediğimiz oluşumlar gelirlerini kara paradan elde ederler. Bizim hiçbir karakterimizde bu söz konusu değil.

19-Efsun’un özgüveni için idolün kimdi? (Ben biliyorum bunun cevabını. Allah benim karşımada Destan gibi bir adam çıkarıp Efsun özgüveni versin. Âmin)

Hahaha… Evet bu cevabı çok iyi biliyorsun. O zaman ayrıntıya girmeden söyleyeyim Efsunun cesareti benden geliyor. Aynı cesareti göstermiş ve sevdiği adama 15 senedir “aşığım sana be adam” diyen bir kadınım.


19-Şair Devran’dan – Katil Destan’a geçişlerin o kadar başarılıydı yazım sürecinde zorlandığın anlar oldu mu? Biraz bahseder misin?

Tek bir yerde çok zorlandım; Devran’ın kızının cesedini kucakladığı sahneydi. Böğürerek yazdım hiç abartmıyorum.


20-Önce Şair Devran’dı, sonra Katil Destan, Efsun’un canözü, Melek, Karahan ve Funda’nın babası. Sen en çok hangi halini yazmayı sevdin? (Ben Efsun’un can özü ve Baba Devran’ı çok sevdim ama benim favorim DESTAN olduğu anlardı)

Aslında her halini çok seviyorum ama bilmediğimiz daha doğrusu üzerinde durmadığım bir devran var; Çocuk Devran. İşte o sanırım en kıymetlim, kendime saklıyorum.


21-Efsun, Destan’dan kaçmadı aksine onun için adam öldürdü ve ölüm emri verdi. Böyle büyük bir aşkın ilhamı nedir?

Aşk bir duygu değil bana göre. Bir mahkumiyet. Her insan en az bir kere aşık olur canım, derler ya hani; işte ben ona inanmıyorum. Aşk nadir olarak çıkar insanın karşısına. Ve çıktığında da onu ömrünce yanında taşırsın. Aşık olduğun kişi aşka karşılık verir ya da vermez , yanındadır ya da değildir, hiç fark etmez. Sen aşka sahip olursun ve aşk sana olmadık şeyler yaptırır. Ruhun hapisliği gibi düşünün bunu. Sağlıklı bir durum değil her zaman belirtirim. Efsunu o durumların içine sokan sanırım benim aşka bakış açım.


23- Hayal ve Poyraz… Çok ağladım Hayal’in yaşadıklarına… Sen yazarken hangi duygularla yazdın?

Hayal’in ve Poyrazın hikayesi yaklaşık 7 -8 yıl önce yazılmaya başlanmış bir kurguydu. Giriş kısmını yazmıştım ama gelişme ve sonuç bölümleri aklımda çok başkaydı. Sanırım bu konuda kendimi okurlarıma teslim ettim. Onların yorumlarına göre, onların isteklerine göre şekillendirdim. Bana kalsa çok daha sert ve dramatik olabilirdi.



24-Aziz Bey’in oğluna ve Hayal’e aşkı anlatması yaşamaları için yol göstermesi… O kadar iyi anlatılmıştı ki Aziz Bey ve Nilüfer Hanımın aşkı için ilhamın kimdi? Senin de yol göstericin var mıydı? 

Aziz bey karakteri benim iç sesim. Tamamen bana ait o. Karakter olarak da yaşamdaki seçimleri de. Bende aynı durumda olurdum, ben de bir ömür sevdiğimin hayaliyle yaşardım. Bende oğlumu iki kişilik severdim. O yüzden onların aşkına ilham olan tek şey yine kendimim sanırım.

25-Meneviş gözlü küçük Mehveş… Yetimhanede yaşadıkları kanayan yaramız. Ben okurken zorlandım eminim sende yazarken… Bu günlerin en büyük hediyesi oğlu Kutsal ve Hakim…

Kutsal’a başladığımda ilk olarak Hakim ve Kutsal’ın buluşması belirdi zihnimde. O yüzden bu kadın erkek aşkından çok baba oğul aşkı olacaktı. Çünkü ben kan bağı olmadan da muazzam anne ve babalık nasıl yapılır çok iyi biliyorum. Kanından olmadan canından olmanın nasıl bir şey olduğunu…


  
26-Mehveş’i yazarken neler hissettin? Bu kadın karakteri yazmak zorlamadı mı seni?

Mehveş aslında çok masum küçücük bir kız çocuğu gibi. Kendisini bir yere ait hissetmek için ne gerekiyorsa yapmış ama asıl eksikliğin aşk olduğunu geç fark ediyor.  Mehveş sevdiğim bir karakter. Yazarken zorlanmadım, geçmişe dair anıları beni hep etkilemiştir. Yazarken aslında dramatik tarafını biraz hafifletmeye çalıştım. Watty’de ailesi ile ilgili gerçeklerden bahsetmedim. Kitap olduğun da o kısımları da okuyabileceğiz.


  
27-Kutsal babası dedi benim içim eridi… Yazarken Hakim mi oldun Kutsal mı?

Kutsal… Her zaman…


28-Kara Efe Karahan, Babası Destan’a yakışır bir evlat oldu. Aynı Devran’ı gençliği yanılıyor muyum? (Devran intikam için Destan olmuştu Karahan’da intikam için Kara Efe)

Aslında Karaefe olarak Destan’ın hiç istemediği bir kimliğe büründü Karahan. Ve giriştiği kahramanlık ona acı getirdi. Bu özellikle yaptığım bir şeydi. Nasıl Devran Destanlaştıysa yaptıkları ile, her eline silah alanın o kadar şanslı olamayacağını anlatmak istedim. Amaç ne olursa olsun. Adaleti kendin sağlamaya çalışırsan acı eninde sonunda sana geri döner. Ana felsefe buydu aslında.


  
29-Kendi adıma Kılıç’ta Karahan’ın yanında Funda’yı da okumak isterdim. Kitap olursa okuyacak mıyız? Efsun’un kendi gibi bir kız mı yetiştirdi yoksa çıt kırıldım bir prenses mi?

Eğer Kılıç kitap olursa bir çok kısmı değişecek. Buna kurgu da dahil olmak üzere. Aklımda olan ve anlatmak istediğim ama anlatamadığım kısımlar çok fazlaydı. Dramatik açıdan da yoğundu ve bunu birazcık kırmak istiyorum açıkçası. Ama Funda olayına gelirsek onu belki başka bir hikayede anlatırız neden olmasın...




30-Sen bana göre iyi bir Dram yazarısın okuduğum tüm kitapların bana göre ağır dramdı. Dram yazmak mı zor okumak mı? (Benim okuduklarım dramdı sonu mutlu bitse de…)

Dram yazmak genel olarak zor gibi gözükür ama sanırım ben tam tersini düşünüyorum. Herkesin yaşamında gizli kalmış dramlar vardır. Benim de var. Her yazar önce kendisinden başlarmış yazmaya. Ben de onlardan biriyim. Bundan yazdığım kurgular arasında kendi hikayem olduğu falan çıkarılmasın. Duyguları kastediyorum. Mesela Efsunun babası kanser olduğunda yaşadıkları benim yaşadıklarımdı. Büşra’nın Dilem ile dostluğu, tepkileri benim bir dostumla aramızdaki diyalogların çok benzeri. Bunun gibi kendimden parçalar var. O yüzden zor olmadı benim için.



31-“Ben. Bir kızım olsun istiyorum. Poposunda beziyle bana doğru paytak paytak koşan bir kız çocuğu.  Babam diye sarılacak, ilk aşkımsın diyecek bir kız istiyorum. On beş, on altı yaşlarına geldiğinde acaba sevgilisi var mı diye geceleri uykumu kaçırtacak bir kız. Yanında gördüğüm her bir erkeği öldürme isteğiyle yanıp tutuşacağım bir kız. Annesine karşı bile beni koruyacak ‘babam bir tanedir’ diyecek bir kızım olsun. Ama bana tüm bunları yaşatacak kızımı da sen doğur istiyorum.” Aslan’ın Demet’e evlenme teklifi ben okurken evet evet diye çığlık attım sen yazarken nasıl yazdın? Bu teklifin bir hikâyesi var mı?

Elbette bir hikayesi var sadece taraflar değişik. Eşime evlenme teklifini ben yaptım. Eşimin de hayali buymuş ; "Öyle bir kadın gelsin ki karşıma o kadar cesur olsun ki o bana evlenme teklifi etsin" demiş. Tabi ben bunu sonradan öğrendim. Tam olarak bu cümlelerle olmasa da benzer bir şekilde; senden bir kızım olsun istiyorum … diye başlayan bir evlilik teklifi yaptım ve tekliften 4 yıl sonra da kucağımıza kızımızı aldık 



32- En güçlü, en güzel aşkı yazan kadın son olarak Blog takipçilerime ve okuyucularına ne demek istersin?(Bu arada sevgili okur Edebi yansımayı henüz okumadığımdan onunla ilgili soru ya da yorum göremediniz…)

Bu güzel tanımlamaları duyunca hem gururlandım hem de utandım çok teşekkür ederim. Blog takipçilerine ve okurlarıma söylemek istediğim şey çok kısa ama benim için hayat felsefesi; Nefes aldığımız sürece umut var, asla umudunuz kaybetmeyin. Kitaplara sığının, dostlarınıza , ailenize sığının ama asla umudunuzu yitirmeyin. Güneş bile doğuşu gülümsememiz için yeterli bir sebep.

Bu harika söyleşi için çok teşekkür ederim sevgili Yasemin, hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmıyorum. Buluşmamız da tesadüf değil bence. Nice nice kitaplarda hep bir arada olmak dileğiyle. Hep umutlu ve mutlu kalın 


Sevgili Özge Erkin,
Okuyucun bol, yolun açık olsun…
Sevgiler,
Çilek Kız Yasemin,

Seninle Tek Kelime Oyununa Hazır mısın?
(Yazdığım Kelimenin Karşısına Senin için İfade Ettiği Anlamı Tek Kelime ile Yazar mısın?)

Pembe Ejderha – buyrun benim 
Kızıl Bilal- ufaklık 
Kalbim- Eşim
Öykü – gurur
Oltutaşı – irfan usta
Çilek – Sen 
Yaman Ali - Hasretlik
BDSM - marjinal
Canözüm-Kızım
Kılıç - keskin
Destan - Saklım
Usta- Tahir
Dost – Büşra 
Melek - Mermer

Sence Hangisi Oyununa ne dersin?
(Aşağıda yazdığım iki seçenekten senin için öncelik hangisi. Cevaplarını ister tekkelime ister uzun uzun yaz… )
Devran mı, Destan mı      -          Her  ikisi de
Pembe Ejderha mı, Efsun mu    - Efsun
Kızıl Bilal mi, Ufaklık mı    - Ufaklığa çok gülsem de kızıl Bilal
Can mı, Yavuz mu             -          Can
Annesi mi, babası mı        - Babasııııııııı
Aşk mı, Saygı mı                 - Saygı
Karahan mı, Kara efe mi  - Karahan    
Mansur mu, Esved mi      - Mansur
E kitap mı, kağıt kokusu mu       - Fark etmez okuyayım yeter   
Sanal mı, Reel mi   - Gerçek J





           








25 Ağustos 2017 Cuma

"Yüreğime Doğ" kitap yorumu








Kitap Adı       : Yüreğime Doğ
Yazarı            : Berrin Karapınar  
Yayınevi         : Müptela Yayınları   
Türü              : Roman 
Puan              : 5/5

Türk Polis Teşkilatının başarılı mensuplarından Simay Kaya ile Kuveyt’in yakışıklı, çapkın ve başarılı Prensi  Omar Borkan Al Fayed'in hikâyesi…


Anneannesinin yarım kalan aşkını yıllarca bir masal gibi dinleyip büyüyen Simay Araplardan nefret eder ta ki Borkan'ı görene kadar. İlk görüşte aşk olsa da bunu kabullenmesi uzun sürer... Borkan'ın da duyguları farklı değildir. Ailevi bir mesele için Kuveyt'e giden Simay, Borkan ile tekrar karşılaşır... Ama Simay'ın zekâsı ve güzelliği ile başını döndürdüğü sadece Borkan değildir... Bu aşk çok zorlu sınavlardan geçecektir…


Borkan ve Simay’ı Kuveyt’te bekleyen sürpriz ne? Sevgisiz bir anne babanın yanında tüm sevgisini ona veren anneannesi… Peki ya Araplardan nefret eden Simay’ın 25 yıllık hayatını tepetaklak edecek büyük sır ne?
Hikâyemizde kısa bir an yer bulan Polat ve Henna’nın “MEHİR 1 LİRA” hikâyesini wattpad de okuyabilirsiniz. Eminin onların hikâyesi de sizi etkileyecek. 


Hikâyemiz öncelikle çok sade bir dille yazılmış ve çok akıcı. Cumartesi akşam başladığım kitap pazar akşamı bitmişti... Kitapta çok güzel toplumsal mesajlarda bulunmakta özellikle kadınlara verilen değer hakkında... Sıradan bir aşk romanı değil. Aşk, Polisiye, Cinayet, entrika, uluslararası terör ve kadın hakları o kadar güzel harmanlanmış ki bir solukta okuya bilirsiniz...


Gri olan hayata inat pembe okuyoruz…
Keyifle okuyun…
Sevgiler,
Çilek Kız